‘ Ama ’ kelimesi ile ilgili yazılar

Çin Türkiye’ye vize vermeyi durdurdu mu?

18 Haziran 2010

Çin ziyaretini sürdüren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Çin’in Türkiye’ye dönük vizeleri durdurmasının söz konusu olmadığını” belirtti.

Günay, gazetelerde Çin’in Türkiye’ye dönük vizeleri durdurduğu şeklinde çıkan haberle ilgili olarak şunları söyledi:

“Haberi hem Türkiye tarafından, hem Çin tarafından dikkatli bir şekilde irdeledik. Şu anda doğru olmadığını söyleyebilirim. Durdurma söz konusu değil. Ama bireysel başvurularda, iş adamı veya turist olduğundan kaygı duyulanlarla ilgili bir dikkatli değerlendirme var, bu da vize uygulaması yapan her ülkenin hakkı. Biz de vize uyguladığımız ülkelerde böyle bir değerlendirme yapıyoruz. İş adamı veya turist olarak grup başvurularında herhangi bir durdurma, hatta geciktirme bile söz konusu değil.”

-”ÇİN PAZARINDAN FAYDALANAMADIK”-

Bakan Günay, başkent Pekin’de Çin Seddi’ni gezerken Türk gazetecilere ziyaretini değerlendirdi. Türkiye ile Çin arasındaki kültürel ilişkiler gelecek yıllarda çok artacağını ifade eden Günay, 2011 yılında iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 40. yılının kutlanacağını, 2012 yılında Türkiye’de Çin Yılı, 2013 yılında da Çin’de Türkiye Yılı etkinlikleri düzenleneceğini hatırlattı.

Çin’in, Asya coğrafyasında dünyanın en hızlı gelişen ekonomilerinden biri olduğuna, son derece büyük bir toprağa ve son derece yüksek bir nüfusa sahip bulunduğuna, ekonomik kriz döneminde bile yüzde 8 büyüdüğüne işaret eden Günay, “Henüz Çin pazarından istediğimiz ölçülerde fayda sağlayabilmiş değiliz” diye konuştu.

Çin’in yılda 40 milyon kadar turist ağırladığını, bir o kadar Çinlinin de yurt dışına olduğunu kaydeden Günay, Türkiye’ye gelenlerin sayısının 100 binin altında kaldığına dikkat çekti. Günay, “Bunu hızla yükseltemeye çalışıyoruz. Daha önceki yıllarda Çin’den 1 milyon turist beklediğimize ilişkin yaygın bir bilgi vardı, ama henüz bunun bir hayalin ötesine geçmesi sağlanamadı” dedi.

Çin’de Kültür Bakanı Cay Vu ve Devlet Konseyi Üyesi Liu Yandong ile görüştüğünü hatırlatan Günay, karşılıklı olarak sergi düzenleme konusunda istek bulunduğunu, Yeraltı Ordusu askerlerinin Türkiye’de, Topkapı Sarayındaki Çin porselenlerinin de Çin’de sergilenmesi konusunda iki tarafın da hem istek, hem niyet sahibi olduğunu ve ortak program yapmaya çalışacağını söyledi. Günay, “Çin’de Türkiye’ye yönelik bir ilgi ve sempati var, ama gerçeği söylemek gerekirse Türkiye henüz bilinmiyor. Türkiye’nin burada bilinirliğini yükseltme konusunda çok yoğun bir gayrete ihtiyaç var” diye konuştu.

-İSRAİL İLE İLİŞKİLER-

Bakan Günay, Türkiye ile İsrail arasında son dönemde meydana gelen gelişmelerin Türk turizmini nasıl etkileyeceği sorusunu yanıtlarken, “İsrail, Türkiye’nin yakın komşularından biri. İsraillilerin yurt dışına çıktıklarında gittikleri ülkelerin başında Türkiye geliyor. Geçen yıla kadar Türkiye’ye yılda 400 bin kadar İsrailli turist geliyordu. Geçen yıl bu rakam önemli ölçüde azaldı. Bu yıl o seviyelerde kalacağını sanıyorum” dedi.

Günay, şöyle devam etti:

“Bizim İsrail ile ilgili sorunumuz bir yıl önceden geliyor, son olaylar elbette bir etki yapmış olabilir, ama İsrail’de turizm operatörleri de, dünyayı tanıyan İsrailliler de yakından biliyorlar ki, Türkiye’nin İsrail halkına karşı herhangi bir sorunu, herhangi bir eleştirisi söz konusu değil. Bizim oradaki tartışmamız tamamen İsrail hükümetiyle ilgilidir. Türkiye, İsrailler için güvenli bir turizm ülkesidir, güvenli bir seyahat imkanıdır, yakın bir destinasyondur, kaliteli ve uygun fiyatlı bir destinasyondur. Bazı turizm operatörlerimiz de önümüzdeki günlerde İsrail’e gidip bunu anlatmaya çalışacaklar. İsrail’den bu yıl bize yine geçen yıl seviyesinde bir ilgi olacağını sanıyorum.”

İsrail’den bir kişinin gelmesi veya gelmemesinin kendisi için önemli bir değerlendirme faktörü olduğunu ifade eden Günay, “ama Türkiye’nin büyük sayısı içinde İsrail’den gelenlerin azalmasının veya artmasının Türkiye turizmini büyük ölçekte etkileyeceğinin söylenemeyeceğini” belirtti.

Günay, “Tabii ki biz bu sayısının azalmasını değil, artmasını istiyoruz ve İsrail’den gelen herkesi en iyi şekilde ağırlamaya hazırız” dedi.

Bakan Günay, bugün tarihi Şian şehrine giderek Çin ziyaretini sürdürecek. Günay ve beraberindekiler, pazar günü Şanghay’da EXPO 2010 Dünya Fuarı’ndaki Türkiye Pavyonunun Milli Gün etkinliklerine katılacak ve aynı günün akşamı Çin’den ayrılacak.

AA

Popularity: 1% [?]

Osman Can: AYM istifamı kabul etmedi

18 Haziran 2010

Yaptığı açıklamalarla gündem yaratan Anayasa raportörü Osman Can 32.Gün programında çarpıcı açıklamalar yapmaya devam etti. Can, Anayasa Mahkemesi’nin türban davası kararından sonra istifa ettiğini ama kabul edilmediğini söyledi.

32.Gün programında Mehmet Ali Birand ve Rıdvan Akar’ın bu haftaki konuğu Anayasa raportörü Osman Can’dı. Anayasanın bazı maddelerinin değişikliğinin iptal edilmesi durumunda bu maddelerin “yok hükmünde” sayılabileceğini belirten Can, Birand ve Akar’a çarpıcı açılamalarda bulundu.

Rıdvan Akar’ın, “Türban davasının da raportörüydünüz. Anayasa mahkemesinin kararından sonra neden karşı çıkmadınız ya da istifa etmediniz?” sorusu üzerine Can, “Olmayan bir yasağın kardırılması için olmayan bir madde ile Anayasa mahkemesi bu yasağı kaldırmaya çalışıyor. Daha da önemlisi yepyeni bir Anayasa yapma imkanı varken, bu anayasayı yapım imkanı bir baş örtüsü saçamalığına feda edildi. Ve ardından da mahkeme böyle bir karar verdi. Yani birbirini tetikliyen saçmalıklar zinciri. Ben bu karardan sonra istifamı sundum ama kabul edilmedi.”diye konuştu.

“Anayasa mahkemesi üyeleri Anayasal sınırlar içinde kalmalı.”

Rıdvan Akar’ın, anayasa değişikliği önerisini iptal kararı alırlarsa yüce divanda yargılanmalı mı? sorusu üzerine Osman Can şöyle konuştu: “Ben böyle bir değer yargısı ortaya koymam. Yargılanmalıdır diyemem ama anayasayı ihlal etmemeleri gerekir derim, benim çok net ifadem o. Anayasa mahkemesi, anayasal sınırlar içinde kalmalı. Anayasa mehkemesi üyeleri anayasayı ihlal etmemeli.”

“7-8 yıl sonra Anayasa Mahkemesinin yapısı değişebilir”

Mehmet Ali Birand’ın, “ Anayasa mahkemesinin yapısı değişir mi?” sorusunu Osman Can şöyle cevapladı: “Cumhurbaşkanının atayacağı üyelerle 7-8 yıl sonra anayasa mahkemesinin yapısı değişebilir. Bugün tartıştığımız kişiler o zaman ‘yargının bağımsızlığı’ diye tepki gösterebilirler. Bu kişiler o zaman mağdur rolüne geçebilirler.”

“Anayasa mahkemesi militarizmle bağını kesmelidir.”

Osman Can konuşmasına şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi aşağı yukarı bizim en fazla sorunlu olduğumuz bir paket, anayasa mahkemesi paketi. Ne oldu orada biz anayasa mahkemesinin millitarizmle bağlantısını çok ciddi bir şekilde koparılması gerektiğini söyledik

Birand: Böyle bir bağ var diyorsunuz?

Can: Var ve devam ediyor. Bu tabi niye devam ediyor? Şimdi politika konuşalım burda. Ankara’da ki cübbelileri, çok özür dilerim üniformalıları ikna etmeden zaten bu adımları çok fazla atamazsınız.

Birand: Ne demek biraz daha açasanız?

Can: Yani orada ki askerleri ikna edebiliyorsanız eğer en azından bu paketin kurtarabilme şansını artırıyorsunuz mesela. Ondan sonra yine orda ki hakimleri, üyeleri ya da genel anlamda yargıyı belli ölçülerde ikna edebiliyorsanız yine o paketin başarı şansını artırıyorsunuz demektir

Vatan

Popularity: 1% [?]

‘İçimizdeki köstebeği yakaladım ama..’

18 Haziran 2010

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada savunmasına devam eden Öğütçü, Poyrazköy’deki bir araziye gömülen mühimmatlarla ilgili gönderilen imzasız ihbar mektuplarına işaret etti.

İhbar mektuplarını gönderenler için, ”Bu köstebekler içimizdeki kollar. Benim bütün amacım, bu kolları bulmak. 2 sene bunun için uğraştım” diye konuşan Öğütçü, kendisi hakkında suç olabilecek delillerin elde edilmeye çalışıldığını ve mektuplarda pırıl pırıl, askeri şuraya girecek kurmay albaya iftira atıldığını savundu.

Eylem planlarına zamansız konulan ögelerin ‘Kafes’ ve ‘Balyoz’ planının ne halde olduğunu ortaya koyduğunu belirten Öğütçü, ”Karargahta kasaları olan kurmay başkanlarının, buzdolabı arkasına, çelik dolapların arasına, camlı kütüphanelerin içine mektup, USB saklamalarını hangi akıl ve mantıkla izah edebilirsiniz? Bunların elinde kozmik oda, binlerce dolap var. Mantıklı mı bu?” dedi.

”Sözde ‘Kafes’ eylem planı, ‘Ergenekon’ kazanının içine atılmaya yönelik yazılmış bir iddianamedir” diyen Öğütçü, bu iddianameyi yazan savcıların kamuoyunu yönlendirme çabası içinde olduklarını düşündüğünü söyledi.

Öğütçü, planın hangi amaç doğrultusunda oluşturulduğunu görmek için iddianamenin eklerine bakmak gerektiğini ve 3 nolu DVD’de bulunduğu iddia edilen sözde eylem planının azınlıklarla irtibatlandırılması için Agos Gazetesinin abonelerinin listesinin özellikle DVD’ye eklendiğini iddia etti.

-”TERTİBİ YAPANLARIN MÜSLÜMANLIKLA ALAKALARI YOK”-

Eylem planında ismi geçen şahıs ve ailelerinin mağdur edildiğini ifade eden Öğütçü, ”Bu tertibi yapanların Müslümanlıkla alakaları yok. Bunlar Müslüman olamazlar. Türkiye’nin ilerlemesini istemeyen odakların senaryoları. 1919 ile 1922 yazılıyorsa, tarih bu dönemi de yazacaktır, göreceksiniz” dedi.

Azınlık okullarına ve gayrimüslimlere tehdit mektupları gönderdiği söylenen Temel Malatyalı adlı kişinin, emniyetin araştırmasına rağmen ismi ve adresine rastlanmadığını hatırlatan Öğütçü, ele geçirilen 3 nolu DVD’de zaman ve mantık hataları bulunduğunu öne sürdü.

İlk kez ”Kafes Eylem Planı” ismini 29 Mayıs 2009′da Sarıyer Orduevi’nde öğrendiğini ve emri üzerine ihbar mektuplarının kendisine gönderildiğini belirten Öğütçü, ”Başbakan’ın sözde Kafes Eylem Planı hakkında açıklama yapmasının, şurada emekli edilmemde etkili olduğunu düşünüyorum” dedi.

Kendisinin emekli edilmesine en çok ‘Şurada Amiral Battı’ manşeti atan gazetenin sevinmiş olabileceğini ifade eden Öğütçü, ”Bu manşetin utancı bana ait olmamıştır, olmayacaktır. Bu manşetin atılmasına sebep olanlar, vicdan azabını ömür boyunca yaşayacaklardır” diye konuştu.

-”DİNK, SANTORO VE ZİRVE YAYINEVİ CİNAYETLERİNE EN ÇOK ÜZÜLEN BENİM”-

 Kafes Eylem Planı’nın sivil uzmanlar tarafından hazırlanıp, emekli ve görevdeki bazı askerler tarafından askeri literatüre uygun hale getirilmeye çalışıldığını savunan Öğütçü, Hrant Dink, Rahip Santoro ve Zirve Yayınevi cinayetlerinin yüz kızartıcı cinayetler olduğunu ve bu olayların faillerinin belli olduğunu söyledi.

”Bu cinayetlere en çok üzülen benim” diyen Öğütçü, bu olaylarla irtibatlandırılmaya çalışıldığını iddia etti.

TSK’da askerlerin politik kimlikleri olmadığını, Alevi, Sünni, gayrimüslim olsun tüm vatandaşları eşit vatandaşlar olarak gördüklerini belirten Öğütçü, söz konusu planın, azınlıkların TSK’ya olan güvenini azaltmak için yapıldığını öne sürdü.

Öğütçü, ”1915 Ermeni tehcirini de buraya koymamışlar şükür” dedi.

Askeri olarak kendilerinin, ”Türkiye’de yaşayan azınlıklar” terimini kullandıkları ve ”gayrimüslim” demediklerini söyleyen Öğütçü, sözde eylem planını ilk kez bir gazetede okuduğunu ve bu planı gazeteye sızdıran her kimse takip edilerek ortaya çıkarılmasını talep ettiğini ifade etti.

Öğütçü, ”Dava konusu suçlamalarla ilgili herhangi bir ilgim, bilgim, dahlim olmadığından beraatıma karar verilmesini talep ediyorum. Levent Bektaş’ın el konulan malzemelerinin 22 Nisan 2009′dan itibaren 23-24 Mayıs 2009 tarihinde gönderilen ihbar mektuplarına kadar olan safahatının incelenmesini, bahse konu sözde planı ve tertipleri hazırlayan, ihbar mektuplarını yazanların tespit edilmesini ve bunlar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum” diye konuştu.

-”İÇİMİZDE KÖSTEBEK YAKALADIM, AMA DELİL BULAMADIM”-

Savunmasını tamamlayan Öğütçü’ye, müdahil avukatlarından Fethiye Çetin, ”Ben zaten bu olayları ortaya çıkarmak için çalıştım. 9 soruşturma açtım, ancak kendim sanık oldum’ dediniz. Çalışmalarınız sırasında neler tespit ettiniz?” sorusunu yöneltti.

Öğütçü de ”İçimizde köstebek yakaladım, ancak delil bulamadım. Sadece askeri savcılıkla çalışırsanız bulamazsınız. Ben en çok o cephaneyi kimin koyduğunu bulmaya çalıştım. Üşenmedim, o gün görev yapan 203 kişinin parmak izini aldım. Emniyetten aldığım parmak izleriyle karşılaştırdım. Hiçbirini bulamadım. Gömülen silahların hiç birisi bize ait değil. Bu doğrultuda raporları da sundum” diye konuştu.

Avukat Çetin’in, ”Siz, Cengiz Can Eroğlu ve Ahmet Şafak Serpil hakkında neden dava açtınız?” şeklindeki sorusu üzerine de Öğütçü, eşinin, Deniz Kuvvetlerinin töreninde bulunduğu sırada döpiyes kıyafetle çekilen bir fotoğrafının oluşturulan CD’ye dahil edildiğini, köstebeklerin protokollerden resim alıp CD oluşturduklarını belirterek, ”Bunların amacı zaten belli. Mahkemeye vermemin sebebi de kimin düzenlediğinin bulunmasını sağlamaktı. Sanırım beraat etmişler” dedi.

Bir müdahil avukatının, ”Ele geçirilen patlayıcı maddelerin Deniz Kuvvetleri Komutanlığınca imha edildiğini söylediniz. Neye göre imha edildi?” şeklindeki sorusuna da Öğütçü, ”Rutin bir işlemdir bu. Biz denizde de mayın bulup patlatıyoruz” yanıtını verdi.

Öğütçü, ”Soruşturma neden geç başladı?” sorusuna karşılık da tüm bilgileri sağlayıp 31 Martta dava açtığını ifade etti.

-”KÖSTEBEĞİN TARİFİNİ YAPAR MISINIZ?”-

Cumhuriyet Savcısı Nuri Ahmet Saraç’ın ”İfadenizde 3. güç ve köstebekten bahsettiniz. Köstebeğin tarifini yapar mısınız?” sorusu üzerine de Öğütçü, ”Deniz Kuvvetleri Komutanlığı içine sızmış ve 3. güce hizmet eden şahıslar” dedi.

Savcı Saraç’ın, ”Sırları dışarı taşımak mı, olayları olduğu gibi taşımak mı köstebeklik?” sorusuna karşılık da Öğütçü, ”Olayları olduğu gibi aktarabilir. Ama bazı olaylar gizlidir. Bunları dışarıya taşırsanız suç işlersiniz. Olayları saptırarak kendinize göre yönlendirirseniz, dışarıya taşırsanız bu da köstebekliktir” diye konuştu.

Üye Hakim Mehmet Karababa’nın, ”Denizaltıda patlayıcı madde bulununca adli makamlara neden bilgi vermediniz?” sorusuna da Öğütçü, ”Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bana ‘bildir’ deseydi, bildirirdim” dedi.

Öğütçü, Karababa’nın, ”Orası sivillere açık bir yer. Dolayısıyla sivil savcılara bilgi vermeniz gerekmez miydi?” şeklindeki sorusuna karşılık da ”Denizaltı bizim görev alanımızda hala. Biz sadece sergi için onlara verdik” ifadesini kullandı.

AA

Popularity: 1% [?]

Ayasofya’nın saklı hazineleri gün yüzüne çıktı

9 Haziran 2010

Osmanlı döneminin kültür ve sanat tarihi bakımından çok önemli ve değerli bazı eşyaları, bugün Ayasofya müzesinde sergilenmeye başlandı. İlk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, 6 Haziran’a kadar Sultan ikinci Seli türbesinde ziyarete açık olacak. Sergi açılışında konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun: “Ayasofya müzesi bugün saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Ayasofya müzesi bugün tarihi günlerinden birini yaşadı. 18 Eylül 2009 tarihinde açılan ve büyük ilgi gören padişah türbelerinin ardından bu kez de türbe sandukalarının orijinal örtüleri, puşideleri, kaftanlar, Ravza-i Mutahhara örtüleri, Kur’an-ı Kerim’ler başta olmak üzere ilk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, törenle ziyarete açıldı.

Törende konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun, Ayasofya müzesiyle ilgili yaptıkları çalışmaları anlattı. Bugün gün yüzüne çıkartılan 18 adet eserle ilgili bilgiler veren Dursun: “Ayasofya müzesi bugün gizli -farklı değil- ama saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Dursun’un ardından İstanbul Kültür ve Turizm İl müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili de, bir konuşma yaparak eserleri gün yüzüne çıkaran ekibe teşekkür etti.

Konuşmaların ardından Müze Başkanı Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Bilgili’nin İstanbul’un Fethi’nin 557. yılı anısına Ayasofya’nın bahçesine gül fidanı dikmesiyle eserler ziyarete açıldı. Programın ardından Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ayasofya Müzesi Başkanı Dr. Haluk Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili törene katılanlara helva ve lokum dağıttı.

ESERLERİN ÖZELLİKLERİ

2004 yılında Ayasofya Haziresinde yer alan Sultan III. Murad’ın dört şehzadesi ve kızının gömülü olduğu Şehzadeler türbesindeki sandukalar üzerinde insutu sanduka kılıfları, şehzade kaftanı, entari, Kâbe iç örtüsü, kisve-i şerif ve Ravza-ı Mutahhara iç örtüleri tespiti yapıldı. İnsutu olarak bulunan eserler, Osmanlı’da tabutların ve sandukaların üzerine örtü örtme geleneğinin belgelenmesi açısından önemli bir yere sahip. Sergide, sandukalar üzerinde bulunan eserlerden iki sanduka kılıfı, iki şehzade kaftanı, Hanım Sultan’a ait olan entari ve dini örtüler sergilenecek.

Sergide yer alacak sanduka kılıfları zemini güvezi ipek kadife, motifler ise klapdan ile dokundu. Sanduka kılıfları, sonsuzluk prensibine uygun olarak şaşırtmalı sıralarda yerleştirilmiş karanfil motifli. Karanfil motifi, Bursa kadife dokumacılarının en yaygın olarak kullandıkları motifler arasında yer alıyor. Yatık yüzü ve mefruşat olarak kullanılan karanfil motifli çatmalar, 16.yüzyıl sonu ve 17.yüzyıl başlarında hanedan türbelerinde sanduka örtüsü olarak da kullanılmış.

Sergide yer alacak iki şehzade kaftanı da, kemha cinsi kumaştan dikilmiş. Bu kaftanlar, 16. yüzyılın son çeyreğine ait. Hanım Sultan’a ait olan entari ise, atlas cinsi kumaştan dikilmiştir. Bu entari, dönemin kadın giyim modasını yansıtıyor.

Eserler 29 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında Sultan 2. Selim türbesinde görülebilecek.

 

 

CİHAN

Popularity: 1% [?]

Ayasofya’nın ’saklı’ hazineleri – Galeri

9 Haziran 2010

İlk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, 6 Haziran’a kadar Sultan ikinci Seli türbesinde ziyarete açık olacak. Sergi açılışında konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun: “Ayasofya müzesi bugün saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Ayasofya müzesi bugün tarihi günlerinden birini yaşadı. 18 Eylül 2009 tarihinde açılan ve büyük ilgi gören padişah türbelerinin ardından bu kez de türbe sandukalarının orijinal örtüleri, puşideleri, kaftanlar, Ravza-i Mutahhara örtüleri, Kur’an-ı Kerim’ler başta olmak üzere ilk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, törenle ziyarete açıldı.

Törende konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun, Ayasofya müzesiyle ilgili yaptıkları çalışmaları anlattı. Bugün gün yüzüne çıkartılan 18 adet eserle ilgili bilgiler veren Dursun: “Ayasofya müzesi bugün gizli -farklı değil- ama saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Dursun’un ardından İstanbul Kültür ve Turizm İl müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili de, bir konuşma yaparak eserleri gün yüzüne çıkaran ekibe teşekkür etti.

Konuşmaların ardından Müze Başkanı Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Bilgili’nin İstanbul’un Fethi’nin 557. yılı anısına Ayasofya’nın bahçesine gül fidanı dikmesiyle eserler ziyarete açıldı. Programın ardından Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ayasofya Müzesi Başkanı Dr. Haluk Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili törene katılanlara helva ve lokum dağıttı.

ESERLERİN ÖZELLİKLERİ

2004 yılında Ayasofya Haziresinde yer alan Sultan III. Murad’ın dört şehzadesi ve kızının gömülü olduğu Şehzadeler türbesindeki sandukalar üzerinde insutu sanduka kılıfları, şehzade kaftanı, entari, Kâbe iç örtüsü, kisve-i şerif ve Ravza-ı Mutahhara iç örtüleri tespiti yapıldı. İnsutu olarak bulunan eserler, Osmanlı’da tabutların ve sandukaların üzerine örtü örtme geleneğinin belgelenmesi açısından önemli bir yere sahip. Sergide, sandukalar üzerinde bulunan eserlerden iki sanduka kılıfı, iki şehzade kaftanı, Hanım Sultan’a ait olan entari ve dini örtüler sergilenecek.

Sergide yer alacak sanduka kılıfları zemini güvezi ipek kadife, motifler ise klapdan ile dokundu. Sanduka kılıfları, sonsuzluk prensibine uygun olarak şaşırtmalı sıralarda yerleştirilmiş karanfil motifli. Karanfil motifi, Bursa kadife dokumacılarının en yaygın olarak kullandıkları motifler arasında yer alıyor. Yatık yüzü ve mefruşat olarak kullanılan karanfil motifli çatmalar, 16.yüzyıl sonu ve 17.yüzyıl başlarında hanedan türbelerinde sanduka örtüsü olarak da kullanılmış.

Sergide yer alacak iki şehzade kaftanı da, kemha cinsi kumaştan dikilmiş. Bu kaftanlar, 16. yüzyılın son çeyreğine ait. Hanım Sultan’a ait olan entari ise, atlas cinsi kumaştan dikilmiştir. Bu entari, dönemin kadın giyim modasını yansıtıyor.

Eserler 29 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında Sultan 2. Selim türbesinde görülebilecek.

(CİHAN)

 

Popularity: 1% [?]

Ayasofya’nın ’saklı’ hazineleri – Galeri

9 Haziran 2010

İlk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, 6 Haziran’a kadar Sultan ikinci Seli türbesinde ziyarete açık olacak. Sergi açılışında konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun: “Ayasofya müzesi bugün saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Ayasofya müzesi bugün tarihi günlerinden birini yaşadı. 18 Eylül 2009 tarihinde açılan ve büyük ilgi gören padişah türbelerinin ardından bu kez de türbe sandukalarının orijinal örtüleri, puşideleri, kaftanlar, Ravza-i Mutahhara örtüleri, Kur’an-ı Kerim’ler başta olmak üzere ilk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, törenle ziyarete açıldı.

Törende konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun, Ayasofya müzesiyle ilgili yaptıkları çalışmaları anlattı. Bugün gün yüzüne çıkartılan 18 adet eserle ilgili bilgiler veren Dursun: “Ayasofya müzesi bugün gizli -farklı değil- ama saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Dursun’un ardından İstanbul Kültür ve Turizm İl müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili de, bir konuşma yaparak eserleri gün yüzüne çıkaran ekibe teşekkür etti.

Konuşmaların ardından Müze Başkanı Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Bilgili’nin İstanbul’un Fethi’nin 557. yılı anısına Ayasofya’nın bahçesine gül fidanı dikmesiyle eserler ziyarete açıldı. Programın ardından Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ayasofya Müzesi Başkanı Dr. Haluk Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili törene katılanlara helva ve lokum dağıttı.

ESERLERİN ÖZELLİKLERİ

2004 yılında Ayasofya Haziresinde yer alan Sultan III. Murad’ın dört şehzadesi ve kızının gömülü olduğu Şehzadeler türbesindeki sandukalar üzerinde insutu sanduka kılıfları, şehzade kaftanı, entari, Kâbe iç örtüsü, kisve-i şerif ve Ravza-ı Mutahhara iç örtüleri tespiti yapıldı. İnsutu olarak bulunan eserler, Osmanlı’da tabutların ve sandukaların üzerine örtü örtme geleneğinin belgelenmesi açısından önemli bir yere sahip. Sergide, sandukalar üzerinde bulunan eserlerden iki sanduka kılıfı, iki şehzade kaftanı, Hanım Sultan’a ait olan entari ve dini örtüler sergilenecek.

Sergide yer alacak sanduka kılıfları zemini güvezi ipek kadife, motifler ise klapdan ile dokundu. Sanduka kılıfları, sonsuzluk prensibine uygun olarak şaşırtmalı sıralarda yerleştirilmiş karanfil motifli. Karanfil motifi, Bursa kadife dokumacılarının en yaygın olarak kullandıkları motifler arasında yer alıyor. Yatık yüzü ve mefruşat olarak kullanılan karanfil motifli çatmalar, 16.yüzyıl sonu ve 17.yüzyıl başlarında hanedan türbelerinde sanduka örtüsü olarak da kullanılmış.

Sergide yer alacak iki şehzade kaftanı da, kemha cinsi kumaştan dikilmiş. Bu kaftanlar, 16. yüzyılın son çeyreğine ait. Hanım Sultan’a ait olan entari ise, atlas cinsi kumaştan dikilmiştir. Bu entari, dönemin kadın giyim modasını yansıtıyor.

Eserler 29 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında Sultan 2. Selim türbesinde görülebilecek.

(CİHAN)

 

Popularity: 1% [?]

Ayasofya’nın saklı hazineleri gün yüzüne çıktı

9 Haziran 2010

Osmanlı döneminin kültür ve sanat tarihi bakımından çok önemli ve değerli bazı eşyaları, bugün Ayasofya müzesinde sergilenmeye başlandı. İlk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, 6 Haziran’a kadar Sultan ikinci Seli türbesinde ziyarete açık olacak. Sergi açılışında konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun: “Ayasofya müzesi bugün saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Ayasofya müzesi bugün tarihi günlerinden birini yaşadı. 18 Eylül 2009 tarihinde açılan ve büyük ilgi gören padişah türbelerinin ardından bu kez de türbe sandukalarının orijinal örtüleri, puşideleri, kaftanlar, Ravza-i Mutahhara örtüleri, Kur’an-ı Kerim’ler başta olmak üzere ilk kez gün yüzüne çıkartılan 18 eser, törenle ziyarete açıldı.

Törende konuşan Ayasofya Müzesi Başkanı Doç. Dr. Haluk Dursun, Ayasofya müzesiyle ilgili yaptıkları çalışmaları anlattı. Bugün gün yüzüne çıkartılan 18 adet eserle ilgili bilgiler veren Dursun: “Ayasofya müzesi bugün gizli -farklı değil- ama saklı hazinelerini gün yüzüne çıkarıyor.” dedi.

Dursun’un ardından İstanbul Kültür ve Turizm İl müdürü Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili de, bir konuşma yaparak eserleri gün yüzüne çıkaran ekibe teşekkür etti.

Konuşmaların ardından Müze Başkanı Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Bilgili’nin İstanbul’un Fethi’nin 557. yılı anısına Ayasofya’nın bahçesine gül fidanı dikmesiyle eserler ziyarete açıldı. Programın ardından Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ayasofya Müzesi Başkanı Dr. Haluk Dursun ve İl Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili törene katılanlara helva ve lokum dağıttı.

ESERLERİN ÖZELLİKLERİ

2004 yılında Ayasofya Haziresinde yer alan Sultan III. Murad’ın dört şehzadesi ve kızının gömülü olduğu Şehzadeler türbesindeki sandukalar üzerinde insutu sanduka kılıfları, şehzade kaftanı, entari, Kâbe iç örtüsü, kisve-i şerif ve Ravza-ı Mutahhara iç örtüleri tespiti yapıldı. İnsutu olarak bulunan eserler, Osmanlı’da tabutların ve sandukaların üzerine örtü örtme geleneğinin belgelenmesi açısından önemli bir yere sahip. Sergide, sandukalar üzerinde bulunan eserlerden iki sanduka kılıfı, iki şehzade kaftanı, Hanım Sultan’a ait olan entari ve dini örtüler sergilenecek.

Sergide yer alacak sanduka kılıfları zemini güvezi ipek kadife, motifler ise klapdan ile dokundu. Sanduka kılıfları, sonsuzluk prensibine uygun olarak şaşırtmalı sıralarda yerleştirilmiş karanfil motifli. Karanfil motifi, Bursa kadife dokumacılarının en yaygın olarak kullandıkları motifler arasında yer alıyor. Yatık yüzü ve mefruşat olarak kullanılan karanfil motifli çatmalar, 16.yüzyıl sonu ve 17.yüzyıl başlarında hanedan türbelerinde sanduka örtüsü olarak da kullanılmış.

Sergide yer alacak iki şehzade kaftanı da, kemha cinsi kumaştan dikilmiş. Bu kaftanlar, 16. yüzyılın son çeyreğine ait. Hanım Sultan’a ait olan entari ise, atlas cinsi kumaştan dikilmiştir. Bu entari, dönemin kadın giyim modasını yansıtıyor.

Eserler 29 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında Sultan 2. Selim türbesinde görülebilecek.

 

 

CİHAN

Popularity: 1% [?]

Manço’nun ailesi: Bize yükledikleri borç nihayet bitti

9 Haziran 2010

‘2. Sayfa’ programına konuk olan iki kardeş; Barış Manço’nun ölümünden sonra, Aksüt ve Can’ın kendilerine çok büyük acılar yaşattıklarını söyledi.

İLAHİ ADALET BAŞLIYOR

“Babam öldükten sonra annem trilyonluk bir borç yükünün altına girdi” diyen Doğukan Manço, şunları söyledi: “Sulhi Aksüt ile Sibel Can mezardaki babamın kemiklerini sızlattı. Annemi genç yaşta yaşlandırdılar. O adam bize yaptıklarıyla nasıl yaşayacak merak ediyorum? Adamın bir tane pozitif haberi çıkmıyor basında. O gün Barış Manço’ya yaptıklarını bugün başkasına yapıyor. Ama ilahi adalet yeni başlıyor. Ben, kardeşim ve annem; bize yükledikleri borçtan çok şükür kurtulduk ama çok çektik. Daha çok kişinin karşısına çıkacağım. Ama kinle, nefretle değil. Güçle, sevgiyle. Çünkü babamdan bana bu miras kaldı.” Doğukan Manço; “Sibel Can ve Sulhi Aksüt’ü affetmeyecek misiniz?” sorusuna “Mezardaki babamı bile üzen kişilerin özrü asla kabul edilemez. Onların neyini affedeceğiz?” yanıtını verdi.

BABAMIZIN EVİNİ GERİ ALACAĞIZ

Doğukan Manço ve kardeşi Batıkan, “En büyük hayalimiz bugün müze haline gelen babamızın evini geri alabilmek” diyerek, hedefleriyle ilgili şunları söyledi: “Babam, o ev hiçbir zaman satılmasın diye 2. derece tarihi eser kapsamına sokmak için yıllarca emek vermiş. Biz babamızın ruhu olan bu evi tekrar Manço Ailesi’nin mülkü yapabilmek için canla başla çalışacağız ve evimizi tekrar satın alacağız.”

Sabah

Popularity: 1% [?]

Evlenme teklif ederken yıldırım çarptı!

9 Haziran 2010

 Butler, evlilik teklifi yapıp yüzüğü cebinden çıkardığı sırada, 25 yaşındaki Bethany Lott’a yıldırım düştü. Lott cevap veremeden hayatını kaybederken, Butler ağır yaralandı.

Asheville Citizen Times gazetesinin haberine göre, Max Patch Bald bölgesine giden iki sevgili, güzel manzaranın tadını çıkarmak için dağlık arazinin zirvesine çıktı. Knoxville ve Tennessee’e iki yıldırım düştükten sonra, üçüncü yıldırım evlilik teklifi aldığı sırada Bethany Lott’un üzerine düştü.

Üçüncü dereceden yanıkları olan Butler, “Bana cevap vermemişti. Yıldırım düştü. 180 derece dönerek düştüm. Ayakkabılarımdan duman tütüyordu, bacaklarım jöleye dönüşmüştü ve sanki kalçalarım halen alevler içindeydi. Bethany’ye emekledim, 15 dakika kalp masajı yaptım ama kurtaramadım” dedi.

Olay yerine 20 dakika sonra gelen kurtarma ekipleri, Richard Butler’ı hastaneye kaldırıp tedavi altına aldı. Bethany Lott ise, tüm müdahalelere rağmen hayata döndürülemedi. Lott’un son sözlerinin, “Bak, manzara ne kadar güzel” olduğu öğrenildi.

(CİHAN)

 

Popularity: 1% [?]

Yaralı yardım gönüllüsünün isteği

9 Haziran 2010

Malatya’nın Orduzu beldesinde yaşayan, Gazze’ye yardım götüren gemiye yönelik saldırıda yüzünden ve elinden yaralanan evli ve 2 çocuk babası Polat, gazetecilere yaptığı açıklamada, yola çıkmadan önce İsrail’in böyle bir tepki vereceğini bildiklerini ifade etti.

Türkiye’den ayrılırken ailesi ve eşiyle hiç dönmeyecekmiş gibi vedalaştığını söyleyen Polat, ”Yüzde 100 dönemeyeceğiz düşüncesindeydik” dedi.

Türkiye’nin birçok ilinden katılan arkadaşlarının da yaşanacak olumsuzlukların farkında olduğunu belirten Polat, şunları kaydetti:

”Yurt dışından ve Türkiye’nin çeşitli illerinden katılan birçok arkadaşımız vardı gemide. O gemiye binen tüm arkadaşlar böyle bir şeyle karışlaşacağımızı biliyorduk. Buna rağmen hiçbir tereddüdümüz olmadan, neşeyle yola çıktık. 31 Mayısta saat 04.30 civarında arkadaşların çoğunun namazda olduğu bir saatte savaş gemileri, hucümbotlar ve helikopterlerle gemiye saldırdılar. Helikopterle indirme yapıp arkadaşlarımıza ateş etmeye başladılar. Yumruklarımızla direnmeye çalıştık ama başarılı olamadık.”

Plastik mermilerle yüzünden ve elinden yara aldığını kaydeden Polat, ”Arkadaşlarımız gerçek mermiyle yaralandı. Boş kovanlar üzerimizden geçiyordu. Her an kafamıza sıkabileceklerini düşünüyorduk” diye konuştu.

Mücadelelerinin yaklaşık bir saat sürdüğünü ifade eden Polat, sonrasında yaşananları şöyle anlattı:

”Yaralı arkadaşlarımıza 2 saat sonra müdahale ettiler. Birçok arkadaşımız kan kaybından şehit olurken Kayserili 19 yaşındaki Furkan Doğan ise görüntü çektiği için öldürüldü. İsrail şunu hesaplayamadı, gemimizde 3 uydu sistemi vardı ve tüm dünya 15 dakika boyunca olayı gördü.”

Türkiye’ye dönüp dönemeyeceklerini düşünmediklerini, o sırada ne çocuklarının, ne eşinin aklından geçtiğini belirten Polat, ”Öyle bir şey düşünecek olsaydım orada olmazdım. Babasının kucağındaki çocuğu kurşuna dizen İsrail’in vahşeti sadece bu olayla sınırlandırılamaz. İsrail askerlerinden hiçbir zaman korkmadık, korkmuyoruz. Eşim bu noktada çok destek oldu. Dönmeseydim gözüm arkada kalmayacaktı. Eşimi ve çocuklarımı da alarak ikinci bir yardım seyahatine çıkmak için gün sayıyorum” dedi.

Arif Polat’ın eşi Hacer Polat da eşiyle gurur duyduğunu, en büyük destekçisi olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

”Saldırıyı duyduğumda çok üzüldüm ve ağladım. Ancak metanetimi korumalıydım. Eşimle olaydan bir gün önce konuştuk. Ertesi gün Gazze’ye ulaşacaklarını söyledi. Hatta ‘Ulaşırsan Gazze’ye selam söyle’ demiştim. Bir gün mutlaka Gazze’ye ulaşacağımızı düşünüyorum. Gazze’deki kardeşlerimiz için ölüme hazırız. Sanmasınlar ki korktuk. En büyük hayalim Gazze’ye ulaşıp din kardeşlerimizle kucaklaşmak. Şehit de olsak, gazi de olsak karlı çıkan biz olacağız.”

AA

Popularity: 1% [?]

Selüliti 8 adımda yok edin!

9 Haziran 2010

1.Yağsız et ve balık çeşitlerini yemelisiniz.

2.Süt ve süt ürünlerinden light olanları tercih edebilirsiniz.

3.Konserve ve uzun süre bekletilen peynirleri yemeyin, çünkü bu tür besinler iyot açısından zengindir. İyot da, dokuların su tutmasına neden olur. Bu da yağ birikimine yol açar.

4.Canınız tatlı isteyince taze meyvelerle yetinmelisiniz. Kiraz türü taneli meyveler posalı besinler sınıfına girer ve uzun süre tok tutma özellikleri vardır.

5.Beyaz ekmek, makarna ve şekerli besinler, çoğu zaman vücut yağı olarak depo edildikleri için kepekli olanları tercih etmelisiniz.

6.Tuzu azaltmalı ve yemeğinize tat vermek için baharatları kullanmalısınız.

7.Yemeklerinizde katı yağı kullanmamalısınız.

8.Mümkünse ızgara, haşlama, fırın, kağıtta ya da buharda pişirme yöntemlerini tercih etmelisiniz

Popularity: 1% [?]

Çikolata maskesi

9 Haziran 2010

Son zamanlara kadar aknelerden sorumlu tuttuğumuz, bizi şişmanlattığı için suçladığımız ve bir zaaf olarak gördüğümüz çikolatanın, gün gelip de kozmetik ürünlerin içine gireceğini kim hayal edebilirdi? Doğrusu kakao taneleri Avrupa ila tanıştığı 16. yy dan bugüne bazen göklere çıkarıldı, kimi zaman da yerden yere vuruldu. Ama giderek itibarı artmaya devam ediyor. Özellikle bitter çikolatalar, artık güçlü antioksidanlar olarak aklandılar. Hatta yeşil çay ve şarapla birlikte anılmaya başladılar.

ÇİKOLATA MASKESİ İLE GÜZELLEŞİN

İyi bir çikolata, nadide bir şaraba benzer. Yapılış süreçleri, koku ve renginin önemi, tadım törenleri, tanımlanışları şarabı çok andırır. Saf bir siyah çikolatada bol miktarda polifenoller, magnezyum, potasyum, fosfor ve E vitamini bulunur. Gerçekten bazı araştırmalar kakaodaki antioksidanların kırmızı şarap ve yeşil çayla mukayese edilebilecek kadar güçlü olduğunu belirtiyorlar.

Şarapta da çikolatada da polifenoller bulunur. Polifenoller zararlı kolesterolü azaltmayı başaran güçlü antioksidanlardır. 40 gr. siyah çikolatada bulunan ortalama polifenol miktarı, 140 ml (bir kadeh kadar) kırmızı şaraptakine eşittir. Kleopatra’dan bu yana şarabın cilde ne kadar yararlı olduğu biliniyor. Ardından yeşil çay kozmetikleri yayıldı ve şimdi de sıra çikolata kremlerinde!

KAKAO YAĞI CİLDİ YUMUŞATIR

Kakao yağı gerçekten iyi bir nemlendiricidir. Ciltteki en belirgin etkisi onu yumuşatması, ince kırışıklıkları düzeltmesidir. Kakaodaki zengin antioksidanlar büyük bir ihtimalle cilt proteinlerini besler. Bazı doktorlar kakao moleküllerinin cildin alt tabakasına geçemeyecek kadar büyük olduğunu söylüyorlar ve etkisinden kuşku duyuyorlar. Ama cildi yumuşattığı kesindir. Yıllar önce kakao yağını bronzlaşmak için kullanmıştım. O zamandan kendi deneyimimle bu etkisini tanıyorum.

Kozmetik dünyası bütün bunları tartışmaya ve araştırmaya devam ede dursun, biz çikolatayı cildimize sürmeyi deneyebiliriz. En azından cildimizi yumuşatır ve ruhumuzu okşar. SPA’larda tüm vücuda çikolata masajı yapılıyor..

Çikolata maskesi özellikle olgun ciltlerde harikalar yaratır. O güzel kokusunun aroma-terapik etkisi de yanımıza kar kalır..

HAZIRLANIŞI:

  • Yarım bardak kakao
  • Bir çorba kaşığı süt kreması
  • Bir tatlı kaşığı bal

Bunlar temel malzemelerdir. İsterseniz içine yulaf unu, ezilmiş badem ve 1-2 damla da sızma zeytinyağı veya badem yağı ilave edebilirsiniz.

Diğer bir seçenek de bitter çikolatayı biraz zeytin yağı ile birlikte buharda eritip sürmektir..

Malzemeyi güzelce karıştırıp, sürülebilir bir kıvam elde edince, yüzünüze, boynunuza, dekoltenize hatta isterseniz tüm vücudunuza uygulayın. Onbeş dakika bekleyin, sonra da ılık su ile yıkayın. Cildinizin kadifemsi bir yumuşaklık kazanacağına emin olabilirsiniz

SAF ÇİKOLATA İLE CİLT BAKIMI

İdeal bir çikolatanın rengi siyahtır, içindeki kakao oranı % 50’yi geçer ve sadece kakao yağı ile yapılır. % 70 veya daha fazla çikolataya rastlarsanız mutlaka tadına bakın. Tahmin edeceğiniz gibi, bu gerçek bitter çikolatadır. Ve korkmayın, bu çikolata sağlıklı bir gıdadır. Üstelik de nefistir!

Saf siyah çikolatada bol miktarda polifenoller, magnezyum, potasyum, fosfor ve E vitamini bulunur.

▪ Örneğin 100 gram siyah çikolatada 400 mg. Potasyum vardır. Günlük potasyum ihtiyacımızın 500-3000 mg. olduğunu hesaba katarsak, çikolatanın özellikle sporcular için neden bu kadar değerli bir gıda olduğunu anlarız.
▪ Magnezyuma gelince, günlük gereksinimimiz 350 mcg. kadardır. 100 gr. saf çikolatada ise 200 mcg. Magnezyum bulunur..

Çikolatalı Cilt Bakımı Ürünleri:

Tabii bütün bunlar saf kakao, kakao yağı ve bir parça lesitin içeren siyah çikolata için geçerlidir. Raflarda gördüğümüz her çikolata paketi için aynı şeyleri söyleyemeyiz. ..

Gofretler, sütlü çikolatalar, çeşitli barlar, çikolata ile süslenmiş şekerlemelerden başka bir şey değildirler. Hele beyaz çikolata tam bir şeker ve yağ zehiridir. Hiç kakao içermez. Besin değeri sıfıra yakındır. Bazı karışık çikolatalarda tereyağı, hindistan cevizi ve palmiye yağlarının bulunması da olasıdır. Bunlar kolesterolü yükselten ve damar sertliğine yol açan zararlı yağlardır.

SİYAH / BİTTER ÇİKOLATA

Aşırı tüketilen her şey gibi çikolata da sorun yaratabilir. Size tavsiyem, canınız çekince 2-3 parçacık sahici bitter çikolata yemenizden ibarettir. Ama bu anı sakın geçiştirmeyin.

Çikolatanızın hakkını vermek için onu; oda sıcaklığında, önce koklayarak, sonra ağzınızda eriterek yavaşça ve keyifle yiyin. Çok özel bir sorun olmadıkça, bu kadarcık saf çikolatanın size zararı olmaz.

Popularity: 1% [?]

Gözlük ve lens kullananlar için göz makyajı

9 Haziran 2010

Gözlük takıyorum diye dertlenmeyin, sizin çok daha fazla renklerle oynama şansınız var! Nasıl mı? Gözlük camları renklerin yüzde 50’sini yok eder. Bu nedenle gözlük kullanıyorsanız, göz makyajında biraz daha parlak ve iddialı renkleri seçebilirsiniz. Güzel, değil mi?

İşte, gözlük tipine göre makyaj önerileri:

Miyop gözlük takanlar
Miyop camlar, gözleri olduğundan daha küçük gösterir. Bu göz yanılsamasını gidermek için, açık ve kuvvetli renkte farlar seçin. Farı sürerken kaşlara kadar yayın ve şakaklara doğru uzatın.

Göz kalemi veya eyelinerı, kirpiklerin dış kenarına çekin. Ardından bolca rimel sürün. Böylece gözleriniz, miyop gözlüklerin arkasından dahi iri ve çekici görünür.

Hipermetrop gözlük takanlar
Hipermetrop camlar, gözleri olduğundan büyük gösterir. Bu nedenle gözleri irileştiren makyajdan kaçının, hele bir de zaten büyük gözleriniz varsa. Eğer çok küçük gözleriniz varsa, bunu avantaja çevirebilirsiniz elbette…

Kirpiklerinizi bolca rimelleyin ama göz kalemi veya eyeliner kullanmayın. Far sürecekseniz, pastel renkleri tercih edin. Böylece camların arkasından kocaman görünebilen gözlerin makul ölçüde olmasını sağlarsınız.

Lens kullananlar
Lens kullananların dikkatli olmaları gerekir. Lensle birlikte toz şeklindeki farları kullanmak tehlikelidir. Çünkü toz tanecikleri lenslerin altına kaçıp, rahatsızlık verebilir. Kompakt pudra şeklindeki farları kullanın.

Ayrıca suya dayanıklı rimelleri tercih edin. Rimeli, lensleri takmadan önce sürün ve lensleri çıkarmadan göz makyajınızı asla temizlemeyin.

Popularity: 1% [?]

Kadınların en büyük cinsel korkusu!

9 Haziran 2010

Vajinismus ülkemizde diğer Avrupa ülkelerine oranla çok daha yaygın bir şekilde görülmektedir.

Ülkemizde 10 kadından birinde görülen bir sorun olan ve çiftlerin cinsel hayatlarını kabusa çeviren vajinismus, yıllardan beri “cinsel birleşme sırasında vajina kaslarının kasılması ve cinsel ilişkiyi engellemesi” olarak tanımlanmaktadır. 

Aslında vajina kaslarının kasılmasına neden olan beyindir, bu nedenle de bu hastalığa vajinismus yerine “beyinismus” denmesi daha doğru olacaktır. Cinsellik, aile ve evlilik  konularında halkımızı bilgilendirmeyi ve farkındalığı arttırmayı amaçlayan  Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED); vajinismusa neden “beyinismus” denmesi gerektiği hakkında çok çarpıcı bir basın açıklaması yaptı.

Vajinismus kadının kendini korumasıdır, savunmasıdır

Ülkemizde çiftlerin cinsel terapiye başvurma nedenlerinde vajinismusun ilk sıralarda olduğunu söyleyen CİSED Genel Başkanı Dr. A. Cem Keçe; “Diğer ülkelerde bizdeki kadar yaygın olmayan vajinismus ülkemizde 10 kadından birinde görülmektedir. Bunun temel nedeni de kadına çocukluğundan itibaren aşılanan cinsellikle ve özellikle kızlık zarıyla ilgili olumsuz telkinlerdir. dedi. 

İlk gecenin çok acılı, ağrılı olacağı, oluk oluk kanlar akacağı, canının çok yanacağı ama dişini sıkması gerektiği, içinde bombalar patlayacağı, cinsel ilişkinin tıpkı iğnenin deliğinden limonu geçirmeye benzediği, deliğin küçük ve dar olduğu, kızlık zarının yırtılacağı, delineceği, patlayacağı, çok kanama olursa hastaneye kaldırılabileceği, ilk gece kadın ve erkeğin birbirine kilitli kalabilecekleri gibi olumsuz telkinlerin çocukluktan itibaren kadının kafasına yerleştirildiğini belirten Dr. Keçe şunları kaydetti: “Bu telkinler cinsel ilişkiyi gözünde fazlaca büyütmesine neden olabilir. Bunları duyarak büyüyen bir genç kızın ileride cinsel hayatında sorun yaşaması kaçınılmazdır. Çünkü vajinismus aslında kadının kendini korumasıdır, savunmasıdır. Yani vajinismus bir savunma mekanizmasıdır.’’

NEDEN BEYİNUMUS DENMELİ?

Vajinismusun yıllardan beri vajinanın ilk kısmındaki kasların cinsel birleşmeyi engelleyecek şekilde istemdışı kasılması olarak tanımlandığını belirten Dr. Keçe; “Vajinismus dendiğinde sadece vajina kaslarının kasılması akla gelse de aslında cinsel birleşme sırasında her kadında farklı tepkiler olabilir. Sadece vajina kasları değil, kadının tüm vücudu kasılabilir, bacaklarını kapatabilir, eşini elleriyle itebilir, hatta panik atak benzeri bir durum yaşanabilir. Peki başta vajina kasları olmak üzere vucuttaki kasların istemdışı kasılması neden olur? Vajina durup dururken kendi kendine kasılmaz, vajinanın kasılmasına neden olan beyindeki cinselliğe dair olumsuz duygu ve düşüncelerdir. Aslında vajinismusa neden olan genellikle vajina değildir, beyindir. Bu nedenle de vajinismus yerine beyinismus demek daha doğru olacaktır.’’ diye konuştu. 

PENİS VE VAJİNA FİGÜRANDIR

Cinsel işlev bozukluklarının temelinde cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceler yatttığını, cinselliğin tamamen beyinle ilgili olduğunu söyleyen CİSED Genel Başkan Yardımcısı Psk. Gülüm Bacanak ise “Cinsel organlar denildiğinde akla penis ve vajina gelir ve toplumda cinselliğin penis-vajina birleşmesinden ibaret olduğuna dair yaygın bir yanlış inanış vardır. Oysa ki en büyük cinsel organımız beyindir, çünkü cinsellikten alınan haz tamamen duygularımız ve düşüncelerimizle bağlantılıdır. Eğer kişinin cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceleri varsa, cinsel ilişkiden haz alması da zordur. Sağlıklı ve mutlu bir cinsellik için kişinin konsantre olması ve kafasının başka şeylerle meşgul olmaması gerekir. Penis ve vajina figürandır, baş rol oyuncusu beyindir.’’ dedi.

YA ERKEN BOŞALIRSAM!

Cinsel işlev bozukluklarının temelinde cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşüncelerin yattığını da belirten Psk. Bacanak şu bilgileri verdi: 

“Sadece vajinismusun değil neredeyse tüm cinsel işlev bozukluklarının temelinde kişinin kendisiyle, kendi bedeniyle, partneriyle ya da cinsellikle ilgili olumsuz duygu ve düşünceleri yer alabilir. Genellikle vajinismusta neden cinsel birleşme ile ilgili çocukluktan itibaren duyulan yanlış bilgilerken, erken boşalmada her ilişkiye başlarken erkeğin kafasında var olan “ya erken boşalırsam” düşüncesidir. Şimdiye kadar toplum tarafından erkeğin kafasına yerleştirilmiş erkeklik ve cinsel güçle ilgili “penisin her zaman sert olması gerektiği, penisin sertliğinin erkekliğin simgesi olduğu, erkeğin her zaman cinsel ilişkiye hazır olması gerektiği” gibi olumsuz telkinler sertleşme sorununa neden olurken, yine kadının kendisi ve kendi bedeniyle ilgili olumsuz düşünceleri ve ilişki sırasında kendini rahat bırakamaması de orgazm olamamaya yol açabilir. Görüldüğü gibi aslında çoğu cinsel sorunun nedeni de yine beyindeki olumsuz düşüncelerdir.’’

CİSED ANDI REHBER OLSUN

Cinsel mitlerin yani toplumda yüzyılardan beri varolan cinsellikle ilgili yanlış, abartılı ve gerçekdışı inanışların cinsel işlev bozukluklarının ortaya çıkmasında büyük etkisi olduğunu söyleyen CİSED Genel Sekreteri Psk. Dnş. Fatma Ayrık ise “Cinsel mitler sadece ülkemizde değil, tm dünyada mevcuttur ve bu yanlış bilgilere inanıldığında çiftlerin cinsel hayatları da olumsuz etkilenmektedir. Ülkemizde cinsel eğitim olmaması büyük bir eksikliktir. Cinsel bilgi edinilecek doğru ve güvenilir kaynaklar az olduğu için, kişiler bilgisizlikten dolayı cinsel sorunlar yaşamaktadırlar. CİSED doğru bilgi edinmek için güvenilir bir adrestir. Ayrıca halkımızın CİSED Andı’nı cinsel hayatlarında rehber edinmelerini öneriyoruz.” dedi.

CİSED Andı: “Cinsellik; rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza odaklanarak, haz alıp haz verebilme, ruhu ve bedeni paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde boşalabilme bilim ve sanatıdır…”

Haber 7

Popularity: 1% [?]

Sınav salonunda tek öğrenci 2 gözetmen

9 Haziran 2010

AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, öğrenci Hakkı Kayacı, ailesinin sınav takviminin işlemesinin ardından Adana’dan Darende’ye taşınması nedeniyle sınava, Darende Lisesi’nde açılan yedek salonda tek başına girdi. Kayacı’ya sınav süresince iki gözetmen eşlik etti.

Gözetmenler eşliğinde tek başına sınavı tamamlayan Kayacı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, böyle bir uygulama beklemediği için ilk başta heyecanlandığını ve şaşırdığını ifade ederek, bu heyecanı üzerinden çabuk atarak soruları cevaplandırdığını belirtti.

Sınavının çok iyi geçtiğini ve gözetmenlerin de kendisini olumlu yönde motive etmeye çalıştığını dile getiren Kayacı, şöyle dedi:

”Benim heyecanlandığımı görünce, gözetmenler benimle ilgilendiler. Hatta, ‘bak milli eğitim sadece sana koskoca bir salon ve iki gözetmen tahsis etti, özel olduğunu bil’ şeklinde espri yaparak bana yardımcı olmaya çalıştılar. Sınavım iyi geçti. Başarılı bir sonuç bekliyorum.”

Öğrencinin annesi Gülseren Kayacı da, yaşadıkları maddi zorluklar nedeniyle ani bir kararla Darende’ye yerleştiklerini, Çukurkaya köyünde oturduklarını, Hakkı’nın taşımalı eğitimle ilçeye gelerek eğitimini sürdürdüğünü anlattı.

Anne Kayacı, ”Durumumun el vermediği için, Adana’ya sınav için götüremedik. Sınava burada girdi. Salonda tek başına sınava girmesi bana da garip geldi. Ama, zeki ve çalışkan bir çocuk olan oğlumun sınavının iyi geçmesi beni mutlu etti” diye konuştu.

AA

Popularity: 1% [?]

Yurtların kapasitesi 2010′da 30 bin artacak

9 Haziran 2010

Albayrak, Konya’da katıldığı bir etkinlikte, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kredi ve Yurtlar Kurumunun sosyal devlet anlayışını üniversite gençliğine yansıttığını belirtti.

2002 yılında bütçesi 494 milyon (trilyon) lira olan YURTKUR’un son 7 yılda anormal şekilde yükselişe geçtiğini ifade eden Albayrak, bugün ise 2.9 milyar bütçeyle kurumun Türkiye bütçe sıralamasında 14. sırada yer aldığını ifade etti.

Albayrak, hükümetin çok isabetli bir kararla üniversite sayılarını artırdığını belirterek, YURTKUR’un da bu süreçte boş durmadığını söyledi.

Son 7 yılda hızlı şekilde yurt yapmaya başladıklarını ifade eden Albayrak, ”Biz 180 bine yakın bir kapasiteyle aldık. Şu anda 230 bin kapasitedeyiz. Tabloya baktığımız zaman artış belki 50 bin kişi gözüküyor ama biz yaklaşık 60 bin kişilik yurt yaptık. Çünkü eski yurtları da yeniledik ve değiştirdik. Hamamları kaldırdık, duş sistemlerini getirdik” dedi.

-SIKINTILAR EN AZ NOKTADA-

Albayrak, şu anda 81 ilde, Kredi Yurtlar Kurumunun yurtlarının bulunduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

”Tunceli ve Şırnak’ta yoktu. Ekim ayıda Tunceli’de, geçen haftada da Şırnak’ta yurt açtık. Şu anda 79 projemiz devam ediyor. Ve çok hızlı ileriliyoruz. Ayrıca 2010 yılı yatırım programına 35 tane yurt ekledik. Yaklaşık 115 tane projemiz olacak. 2010 yılı YURTKUR’un altın yılı olacak. Ekim 2010′da yurtlarımızın kapasitesi 30 bin artarak 260 bin kişiye çıkacak. Buna rağmen mutlaka ufak tefek sıkıntılar olacak. Ama bu sıkıntılar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en az noktada olacaktır. Hiçbir müteahhite borcumuz yok. Müteahhit işini yapınca derhal parasını bizden alıyor.”

Başarılı şekilde çalıştıklarını ve hedefleri hep tutturduklarını dile getiren Albayrak, projeleri bir yılda tamamlamayı hedeflediklerini söyledi.

Albayrak, YURTKUR’un stratejik planını yaptığını anlatarak, ”2013 yılının sonunda Kredi Yurtlar Kurumunun toplam kapasitesinde ‘model 1′ dediğimiz 1 ve 3 kişilik odalı yurtlar, kapasitenin yüzde 50’sine çıkacaktır” dedi.

-TOKİ İLE ORTAK PROJE-

Kredi Yurtlar Kurumunun üniversite gençliğine lojistik destek veren, sosyal devlet anlayışını yansıtan bir kurum olduğunu, diğer yandan bakıldığında da yatırımcı bir kurum gibi gözüktüğünü dile getiren Albayrak, TOKİ ile birlikte büyük bir projelerinin olduğunu bildirdi.

Albayrak, proje hakkında şu bilgileri verdi:

”Yurt problemini tamamen ortadan kaldırmak için TOKİ’ye yurt yaptırma projemiz var. TOKİ’ye 2 yılda 60-70 bin kişilik yurt yaptırıp, konutlar gibi ödemeye başlayacağız. Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla projemizi Meclis’e kadar indirdik. Geçen ay çok hızlı bir çalışma yaptık. Konu, ilgili komisyonlardan geçerek Meclis’in gündemine indi. Meclis’in gündemine çok yakın bir zamanda geleceğini umuyorum. Proje bizim için çok önemli. Vatandaşımız TOKİ’den ev alırken bir kısmını peşin verip, büyük bir kısmını da 6-7 senede ödüyor. Biz de aynısını yapacağız.”

Türkiye’nin aydınlık geleceği olan Türk gençliğinin sağlıklı ve hijyenik ortamlarda kalmalarını hedeflediklerini ifade eden Albayrak, bu amaçla çalışmalarını sürdürdüklerini sözlerine ekledi.

AA

Popularity: 1% [?]

Polo da modaya uydu, ’sedan’ oldu

9 Haziran 2010

Ülkemizde ve Doğu Avrupa ülkelerinde daha çok tercih edilen sedan formuna dönüştürülmüş otomobillere bir yenisi daha ekleniyor. Volkswagen’in bir süre ürettiği ancak daha sonra bantlardan çektiği Polo Classic yenilendi.

1.6 litrelik 105 HP’lik motora sahip olacak Polo Sedan, ülkemize getirilecek mi bilmiyoruz ama şimdilik Avrupa dışında ve sadece Rusya’da satılacak.

Kötü yollar, kötü yakıt, sert iklim koşullarına göre geliştirilen Yeni Polo Sedan, Ağustos ayı sonunda Rusya’da yaklaşık 10 bin Euro gibi bir fiyata satışa sunulacak.

(populergazete.com)

Popularity: unranked [?]

Sitemizi kişi takip ediyor.Aşağıdaki kutucuğa e-posta adresinizi girin sitemize yeni eklenen içerikten haberiniz olsun...

Sitemize üye olduktan sonra, e-posta adresinize bir onay maili gelecek. O maili onaylamazsanız, üyeliğiniz tamamlanmaz. 

Türkçe Mirc İndir

Günlük Burçlar

SohbetClub.Net Anket

Yeni Tasarımımızı Beyendinizmi ?

View Results

Bekleyin ... Bekleyin ...